Her tür bilgi paylaşımı...

  • 15/1/2006 - Güzel bir söz -1
  • Kabuk , çürüyen şeyler yokolur. Ruh ölümsüzdür.  

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/1/2006 - sonunda anladım seni... C.Yücel
  • Kategori: Siir-Edebiyat

    Bunca zaman bana anlatmaya calistigini,
    Kendimi buldugumda anladim.

    Herkesin mutlu olmak icin baska bir yolu varmis,
    Kendi yolumu cizdigimde anladim..

    Bir tek yasanarak ogrenilirmis hayat, okuyarak, dinleyerek degil..
    Bildiklerini bana neden anlatmadigini,anladim..

    Yureginde ask olmadan gecen her gun kayipmis,
    Ask pesinden neden yalinayak kostugunu anladim..

    Aci doruga ulastiginda gozyasi gelmezmis gozlerden,
    Neden hic aglamadigini anladim..

    Aglayani guldurebilmek, aglayanla aglamaktan daha degerliymis,
    Gozyasimi kahkaya cevirdiginde anladim...

    Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en cok sevdiði acitabilirmis,
    cok acittiginda anladim..

    Fakat,hak edermis sevilen onun icin dokulen her damla gozyasini,
    Gozyaslariyla birlikte sevincler terkettiginde anladim..

    Yalan soylememek degil, gercegi gizlememekmis marifet,
    Yuregini elime koydugunda anladim..

    ''sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis guclu olmak,
    Sana ''git'' dedigimde anladim..

    Biri sana ''git'' dediðinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis sevmek,
    Git dediklerinde gittigimde anladim..

    Sana sevgim simarik bir cocukmus, her dustugunde ziril ziril aglayan,
    Buyuyup bana simsiki sarildiginda anladim..

    Ozur dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis pisman olmak,
    Gercekten pisman oldugumda anladim..

    Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymis, sevgi dolu yureklerin gururu olmazmis,
    Yuregimde sevgi buldugumda anladim..

    Olurcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermis bir gun affedilmeyi,
    Beni affetmeni Olurcesine istedigimde anladim..


    Sevgi emekmis,
    Emek ise vazgecmeyecek kadar, ama ozgur birakacak kadar sevmekmis...


    Sen mutlu olacaksan eger, bana sadece senin tebessumun de yeter .
    Bitti diyorsan bunuda anlarim

     

    CAN YÜCEL

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/1/2006 - Korku Çağı - A. Camus
  • Kategori: Siir-Edebiyat

    17. yüzyıl matematiğin çağıydı, 18. yüzyıl doğa bilimlerinin, 19. yüzyıl ise biyolojinin çağıydı. Bizimkisi yani 20. yüzyıl ise korkunun çağıdır. Şimdi bana yanıt olarak korkunun bir bilim olmadığı söylenecek. Ama bilimin bununla yine de bir ilintisi var, çünkü bilimin son kuramsal ilerlemeleri onu kendi kendisini yadsımaya sürükledi, uygulamada eriştiği yetkinlik düzeyleri ise bütün dünyayı yıkıma götürme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Ayrıca korku, tek başına ele alındığında, her ne kadar bir bilim sayılmaz ise de , onun bir teknik olduğundan kuşku duyulamaz. Çünkü yaşadığımız dünya da en çarpıcı nokta, insanların (...)  çok büyük bölümünün bir gelecekleri bulunmayışıdır. Oysa geleceğe , olgunlaşmaya ve ilerlemeye yönelik bir umut olmadan anlamlı bir yaşamdan söz edilemez. Bir duvarın önünde yaşamak köpekler gibi yaşamaktan farksızdır. Gerek benim kuşağımın insanları, gerekse bugün işletmelere ve fakültelere girmekte olan insanlar köpekler gibi yaşadılar ve yaşamaktalar.İnsanların önünde duvar örülmüş gelecekle yüzyüze yaşamaları elbet ilk kez olmuyor. Ama insanlar daha önce bu duvarları sözün ve çağrının yardımıyla aşarlardı. Umutlarını oluşturan başka değerlere atıfda bulunurlardı. Bugün ise ( kendilerini yenileyip duranların dışında ) artık kimse konuşmuyor, çünkü dünya bize uyarıları , öğütleri , dilekleri duymayan kör ve sağır güçlerce yönetiliyormuş gibi gözüküyor. Kısa bir geçmişte yaşadığımız yılların sergilediği oyun , içimizde birşeyi yıktı. Ve bu şey de insanoğlunun bir başka insanla insanlığın diliyle konuştuğu takdirde, onca insanla tepkiler yaratabileceğine yönelik o sonrasız güven duygusu  (...)   İnsanlar arasında sürüp giden uzun diyalog artık kesildi. Ve diyalog yoluyla ikna edilemeyenlerin insanda ancak korku uyandırması da son derece doğaldır... ''

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/12/2005 - hayat akarken... (yine sen aklımdasın.)
  • gece yarısı.uyandım bir rüya ile. rüya gibi bir aşkla.belki yaşayamadığım belki de yaşarken farkedemediğim kaçırdığım bir sevgiliyle.bir aradaydım onunla. sıcak kollarında ,kocaman güzel siyah gözleri üzerimde, içimde.özlemişim seni.itiraf ediyorum. bu haykırış ne kadar sürecek bilmiyorum hakikaten ama  hala seni istiyorum.ve işte özneler sana dönüştü yine . istemediğim halde.bir sevgili bahsettigim bahsetmek istedigim ancak sen oluveriyorsun o hep kendiliğinden.atamıyorum seni kafamdan.kurtulmak istesem de. sen dünyanın bir ucunda kolayca atmışken beni kafandan yada öyle görünürken.güçlüyü bu sefer sen oynarken ben de zayıf olan tarafım şu an. yada her zamanki gibi açık , duygularından korkmayan, açık olan taraf yine diyebiliriz tabii :) üşüyormuşsun duyduğuma göre.seni ısıtmayı isterdim, yanında olmayı,üşümemeni sağlamayı .bir zamanlar kızdırmak için de dediğin gibi kışlık bir sevgiliydim ya zaten. ateş gibi sıcak olan her zaman. hep kullandığın gibi aslında yine kullandırmak kendimi. kızıyorum kendime işin aslına bakarsan. bile bile bu duyguları hala taşıdığım için. naparsınki aşkın körlüğünden hala sıyrılamamışım. kolay diil bu benim için. 6 yılın ardından.hayatın benden beklentilerine karşı koymak, yaşıtlarımın çoluk çoçuğa karışıyor olmalarını görmek. bizden çok sonraları bu ilişkilere başlayanların çocuklarını sevmek. seni düşünmeden edemiyorum. lanet olsun . silip atabilsem seni kafamdan tamamen keşke. hiç yaşanmamış birlikte olunmamış gibi tanımamışım gibi.  bunu da istemiyorum tabii aslında . güzel olan şeyler daha fazlaydı çünkü. benim verdiğim ödünlerle tabii. bu sebeple de artık korkuyorum bir ilişkiden. yaşamak istemiyorum anlamlı duygu ağırlıklı bir ilişki. anlamsız tüketici geçici ilişkiler tek yaşayabildigim , yaşadığım. kaçıyorum aksi durumda. bakalım nereye kadar.   nereye kadar . kadar . dar. ... 

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/12/2005 - günlük 18.12
  • ve attım birşeyleri yeniden. azaltıyorum zamanla bendeki seni bu attıklarımla. ya azalacaksın gidenlerle yada ben biteceğim kaybettiklerimle. neyim kaldıki sende diyorsun ya.  neyin kalmamış ki. yüreğimde sızı, sevgin, gözümün önünde her an hayalin, atletin, hediyelerin, ilk aldığın gül , el işi yapmış olduğun hediyelerin, kitaplarımın sayfa aralarından çıkan toplayıp bana verdigin benimde sakladığım çiçekler, yapraklar ve daha sayamayacağım kadar çoook şeyler. arkadaşlarınla buluşdum bu gece.bir zamanlar sadece senin olan , sonra bizim şimdi de senin ve benim olan arkadaşlar.sana bişeyler yollamış F... . bana da söyledigin kitapları bugün gönderebilmiş. bende o kutuda gelse idim sana keşke. :)       ama yüzünü bakışını canlandırmak istemiyorum beni karşında görünce. bir anlık şaşkınlığın,' ama ümit ' deyişin öldürür beni orada. sarılıp boynuma sarılmadıktan sonra. bir zamanlar olduğu gibi.

               sen başka diyarlarda, gönlünde bir başkası, ben ise  hala senin yanında.aklımdan atamadığım, atamayacağım bir sevda.sürse idi mutlu olup olmayacağıma emin olmadığım halde.

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/8/2005 - sümerlerden bir aşk hikayesi_iannanın aşkı (muazzez ilmiye çığ)
  • Samuel Noah Kramer (25 Kasım 1990'da, 93 yaşında öldü) oynamıştır. O tam 60 yıl çiviyazılı tabletler bulunan Avrupa, Amerika müzelerini ziyaret ederek, Sümer edebiyatına ait tab­letleri ve konularını saptamış, büyük bir bilim cömertliği ve yardımseverliğiyle isteyen müze uzmanlarını da çalışmalarına ka­tarak, araştırmalarını evrenselleştirmiştir. Bütün bu çalışmaların sonucu, yüzlerce tabletin kopyası yapılmış, aynı metne ait diğer müzelere dağılmış parçalar bulunarak konular tümüyle ortaya çıkarılmış ve çeşitli yayınlarla Sumerologlara, bilim tarihçilerine, antropologlara kaynak olarak sunulmuştur. Sümer edebi metinlerinin yayımlanmasında en büyük katkı İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nden yapılmıştır. Orada bulunan Sümer edebiyatına ait l 400 tablet, çok küçük parçalar dışında, Samuel Noah Kramer, Hatice Kızılyay ve Muazzez Çığ tarafından kopya edilerek yayımlanmıştır. Yapılan bu çalışmalarla Sümer'in bereket kültünü oluşturan kutsal ev­lenme öyküsü de hemen her yönüyle aydınlanmış bulunuyor. Bu çalışmalar arasında ve daha sonraki yıllarda, genellikle şiir tarzında yazılmış Sümer edebi kompozisyonlarını çeşitli yayınlardan Türkçeye çevirmeye çalıştım. Bunlar içinde Aşk Tanrıçası İnanna'nın bütün serüvenlerini kapsayan şiirlerini bir kitap içinde toplamayı düşünüyordum. Seyrettiğim bir opera, kutsal evlenme öyküsünün bir opera veya müzikal oyunun ko­nusu olabileceğini düşünmeme neden oldu. Çünkü, tarihin bu en eski aşk öyküsü, binlerce yıl boyunca değişmeyen aşk, kin, acı, merhamet ve sevinç duygularını anlatmaktadır. Bunları düşünerek hikâyeyi üç perdelik bir oyun halinde düzenledim. Birinci perde, Tanrıça İnanna'nın Çoban Tanrısı Dumuzi ile ev­lenmesini; ikinci perde, Tanrıça'nın yeraltına gidişini, oradan çıkabilmek için kocasını yerine göndermesini; üçüncü perde, kocasının birçok uğraştan sonra yeraltından çıkarak karısıyla birleşmesini, böylece bereket getirecek yeni yılın başlamasını

    konu etmektedir. Şiirleri düzenlerken, bazı yerleri kısaltmak ya da atlamak suretiyle konuya ve Türkçeye uygun hale getirmeye çalıştım. Bu şekliyle aslına uygun olarak daha anlaşılır du­ruma geldiği kanısındayım. Fazla olmamakla birlikte bazı boşlukları kendi ilavelerimle tamamladım. Ben ne bir edebiyatçı, ne de bir oyun yazarıyım. Amacım bu yolda çalışanlara, binlerce yıl önceye götürecek bir kapıyı açmak. Başarabilirsem ne mutlu bana! Muazzez İlmiye Çığ 8 Eylül 1995

    AŞK TANRIÇASI İNANNA VE KUTSAL EVLENME ÖYKÜSÜNÜN ÖZETİ
    Sümer şairlerine göre Tanrıça İnanna, toplumun süsü, Sümer'in neşesidir. Ay Tanrısı Nanna'nın kızıdır. Akad'larda İştar, Musevilerde Astarte, Yunanda Afrodit, Roma'da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. Venüs yıldızını temsil etmektedir. İnanna'yı Sümerliler yarattı. Kadınlarda izledikleri, görmek istedikleri bütün nitelikleri, onun şahsında toplamışlar, onu yüceltmiş, ona tapmış ve hakkında yığınlarla şiir, hikâye ya­zarak ölümsüzleştirmişlerdir. O, güzelliğin, şuhluğun, çekiciliğin, şefkatin, hırsın, kavganın, önderliğin, kurnazlığın ve en önemlisi bereketin ve çoğalmanın sembolü olmuştur. Öykülerinde Kabil ile Kain'in tartışmasını, Leyla ile
    Mecnun'un sevişmesini, çobanların erişilmesi güç aşklarını, kadının fettanlığını, insafsızlığını, erkeğin hayranlığını, umursamazlığını, kardeş sevgisinin en yücesini görüyoruz. İnanna göğe, yere egemendi. Tanrıların en üstünü Enlil'e is­tediğini yaptırmayı, en akıllısı Enki'yi aldatmayı başarmıştır. Aşkı ve seksiyle, insanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, adına yapılan tapınaklarda, onun yerine seks görevi yapmak için Sümer'in en saygın kadınları yarışmışlardı. Sümer şairlerine, ozanlarına bitmez, tükenmez bir ilham kaynağı olmuş, onun için yazılan öyküler, çiviyazısıyla ölmez kilden tabletler üzerine yazılarak zamanımıza kadar ulaşmıştır.

    Bu hikâyelerden en önemlisi ve yaygın olanı, İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi'nin, ülkeye bereket sağlayan evlenmesidir. Sümer'de bereket kültü nasıl ve niçin doğmuştu?
    Sümer ekonomisi tarım ve hayvancılık üzerine kurulmuştu. Ürünler ne kadar bol olursa halkın zenginliği ve rahatı o kadar çok olacaktı. Ürünlerin bolluğu toprağın ve dölyatağının ve­rimli olmasına bağlıydı. Bu da cinsel istek ve güç ile ola­bilecekti. Sümerliler cinsel güce "kalbin suyu" demişlerdi. MÖ 3000 yıllarında, Sümer düşünür ve din bilimcileri, Sümer'in önde gelen şehirlerinden Uruk'un baştanrıçası olarak kabul ettikleri sevgi kaynağı, çekici ve fettan İnanna'yı kralları ile evlendirirlerse, onların verimlilik gücünün ülkelerine bolluk ve bereket getireceğini düşünmüşlerdir. Bunun için Sümer kral lis­tesine göre, Uruk'un dördüncü kralı Dumuzi'yi Çoban Tanrısı ya­parak Tanrıça İnana ile evlenmek üzere seçmişlerdir. Bundan sonra Sümer'in şair ve ozanları bu konuyu, bazıları açık saçık olan yüzlerce satırlık şiirlerle anlatarak, çalgılar eşliğinde söyleterek dinlerinin önemli bir töresi haline getirmişlerdir. Kutsal evlenme öyküsü aşağıdaki bölümlerden oluşuyor:
    1) Tanrıça'nın Dumuzi'yi koca olarak seçmesi.
    2) Evlenmeleri.
    3) Tanrıça'nın yeraltına gitmesi.
    4) Tanrıça'nın yeraltından kurtulup yerine kocası Dumuzi'yi göndermesi.
    5) Kocasını baştan çıkaran kızın öldürülmesi.
    6) Dumuzi'nin yeraltından kaçması.
    7) Dumuzi'nin rüyası.
    8) Dumuzi'nin tekrar yeraltına götürülmesi.
    9) Dumuzi'nin kız kardeşi Tanrıça Geştinanna'nın, kardeşi yerine yarım yıl yeraltında kalmayı kabul ederek, Dumuzi'yi yarım yıl için kurtarması.
    10) Her ilkbaharda yeraltından çıkan Dumuzi ile İnanna'nın birleşmesi.

    11) Bu birleşmenin, ülkenin kralı ile yüksek düzeyde bir ra­hibenin evlenmesiyle sembolize edilmesi ve bununla başlayan yeni yıl için kutlama şenlikleri. Bu evlenmeye ait birbirinden değişik şiirler var. Bunlar ya çeşitli ozanlar tarafından ya da çeşitli çağlarda yaratılan şiirler. Bunlardan birine göre, İnanna ile çiftçi, çoban, balıkçı ve kuş avcısı evlenmek istiyor. İnanna, evlenmeye hazır olunca onları çağırıyor. Çiftçi gelirken henüz biçilmiş arpa, çoban taze süt ve kaymak, avcı çeşitli kuşlar, balıkçı da sazan balığı getiriyor. Tanrıça, bunların içinden Çoban Tanrısı Dumuzi'yi seçiyor. Başka bir şiire göre, İnanna'nın kardeşi Güneş Tanrısı Utu, kardeşine Dumuzi'yle evlenmesini öneriyor. Tanrıça, önce çiftçi Enkimdu ile evlenmek istiyor, sonradan Dumuzi'yi seçiyor. Dumuzi sevgilisinin kapısında kapının açılmasını beklerken, İnanna, annesi Tanrıça Ningal'e ne yapması gerektiğini soruyor. O da kızma, bu adamın iyi bir koca olabileceğini, giyinip süslenip kapıyı açmasını söylüyor. Tanrıça söyleneni yapıp kapıyı açıyor. Dumuzi kapıda onu ay gibi parlak görünce sarılıp öpüyor ve övgü dolu sözler söylüyor. Tanrıça da kadınlık organını gök teknesine, yeni doğan aya, sürülmemiş tarlaya ben­zetiyor ve sürülmemiş bu tarlayı kimin süreceğini soruyor. Du­muzi kendisinin süreceğini söylüyor. Bundan sonra düğün hazırlıkları başlıyor. Bir şiire göre Tanrıça için taze hurma top­lanıyor. İnanna, kraliçelik hazinesine sokuluyor. Kendisine yaraşacak çeşitli mücevherler seçiyor. Giyinip süsleniyor. Her tarafına güzel kokular sürüyor. Gözlerini kömürle boyuyor. Diğer taraftan lacivert taşlarla süslü, beyaz çarşaflı bir yatak hazırlanıyor. Yatağın etrafına sedir kokuları serpiliyor. İnanna kraliçelik yatağına davet ediliyor. O yatağı açıyor ve sevgilisini, "yatak hazır, yatak seni bekliyor" diyerek yatağa çağırıyor. Du­muzi, bir elini İnanna'nın kalbine koyarak "El ele uyumak tatlıdır, kalp kalbe uyumak daha tatlıdır" diyor. İnanna, Dumuzi'nin kendisine yaptıklarını anlatıyor: Sevimli eliyle

    kalçalarını, saçlarını okşuyor. Elini kadınlık organına koyuyor. Kara teknesini kremle doldurarak onu seviyor. Daha sonra İnanna "Birlikte olmaktan zevk duyduk, o benimle neşelendi, benim tatlı sevgilim kalbime yaslanarak dil oyunlarıyla elli defa yaptı" diyor. Büyük bir aşk ve zevkle başlayan bu evlilik ne yazık ki, İnanna'nın yeraltı dünyasına gitmesi ile acı bir duruma dönüşüyor. Şiir tarzında yazılmış bu uzun öyküde, İnanna, Yeraltı Tanrıçası olan kız kardeşi Ereşkigal'i görmeye gider. Ereşkigal, İnanna'nın yeraltı dünyasına sahip olmak istediğini düşünerek yeraltı kuralına göre onu bir cesede dönüştürür. Diğer taraftan kardeşinin kocası Dumuzi'yi baştan çıkarsın diye, yeryüzüne bir kız gönderir. Tanrıça, veziri Ninşubur'un yalvarmasıyla Bilgelik Tanrısı Enki tarafından kurtarılırsa da, yerine birini bırakması gerekmektedir. İnanna, yanında cinlerle, yerine birini bulmak üzere şehir şehir dolaşmaya başlar. Gittikleri yerlerdeki Tanrılar, İnanna'nın ye­raltında kalmasının üzüntüsüyle çuval elbiseler giymiş, tozlar içine bulanmışlardır. Tanrıça kıyamaz hiçbirini vermeye. Nihayet Uruk şehrine geldiklerinde, kocasını en iyi giysiler içinde, başında tacı ve kucağında bir kızla tahtında kurulmuş olarak gören Tanrıça, birdenbire çok kızarak "Alın götürün bunu!" der. Cinler, Dumuzi'yi yakalar; döverek, hırpalayarak, sürükleyerek yeraltına götürürler. Kızı da Tanrıça öldürtür. Dumuzi, orada Güneş Tanrısı Utu'ya kendisini kurtarması için yakarır. O da Dumuzi'nin elini ayağını yılana çevirerek kaçmasını sağlar. Fakat, cinler arkasını bırakmazlar. Kardeşinin evine saklanır, orada tanı yakalanacağı zaman kırlara kaçar. Kardeşine onun yerini söylemesi için işkence yaparlarsa da, söylemez. Dumuzi, kırda uyurken bir rüya görür. Rüyasını, rüya yorumlayıcısı olan kardeşi Tanrıça Geştinanna'ya anlatır. O da büyük bir üzüntüyle onun yine yakalanacağını söyler. Gerçekten de yakalanıp yeraltına götürülür. Yaptığına çok pişman olan, fakat kocasının cezasız kalmasını istemeyen İnanna'nın yardımıyla Geştinanna, Tanrılar meclisinden kardeşi yerine yarım yıl yeraltında kalmayı isteyerek, yarım yıl kardeşinin yeryüzüne çıkmasını sağlar. Dumuzi, yeryüzüne bahar zamanı çıkarak

    karısıyla birleşir. İşte bu birleşme sunucu yeryüzünde bütün bit­kiler yerden fışkıracak, hayvanlar yavrulayarak, yumurtlayarak çoğalacak, her tarafa bereket gelecek diye düşünmüş Sümer din­cileri ve o günü yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul etmişler. Bu birleşmeyi, ülkenin kralıyla yüksek düzeydeki bir rahibeyi her yeni yılda büyük şenliklerle evlendirerek sembolize etmiş­lerdir. Törenlerde Tanrıça yerine geçen rahibe, Tanrı yerine geçen kralın birbirlerine söyleyecekleri sevgi, aşk, tutku dolu şiirler yazılmış, bunlar çeşitli çalgılar eşliğinde çalınmış, söylenmiştir. Bu şiirler, Tevrat üzerinde çalışan bilginleri yüzyıllar boyu büyük bir meraka düşüren bir konunun aydınlığa çıkmasını sağlamıştır. Tevrat'ta "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı" bölümünde çok sayıda açık saçık aşk şiiri vardır. "Bunlar tarih değil, dinle de ilgili görülmüyor, neden bu din kitabında bulunuyor?" sorusu araştırmacıları devamlı düşündürmüştür. Kilise papazları İsa'yı seven, kiliseyi sevilen, İbraniler ise Yahve'yi seven, İsrail'i se­vilen olarak yorumlamışlardır. 19. yüzyılda ise, bunun, Filistin düğünlerinde yapılan törenlerle ilgili olduğu söylenmiştir. Kutsal evlenme şiirleri, özellikle bu yüzyılın ikinci yarısından sonra okunup çözüldükçe, bunların "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı" bölümündeki şiirlere çok benzediği görülmüştür. Bu bölümün Tevrat'ın en son elden geçişinde bile çıkarılmaması, İsrail'de be­reket kültü etkisinin henüz tamamıyla silinmediğini gösteriyor. Öykünün izleri Ugarit, Finike, Kenan ve Yunan efsanelerinde de bulunmaktadır. İsrail'e Mezopotamya'dan doğrudan doğruya ve Suriye yoluyla geçmiştir bu kült. Kutsal evlenme törenleri İslam dünyasında da iz bırakmıştır. Hıristiyanlar arasında İsa'nın yeryüzüne çıkması, bereket getirmesi inancına dayanan ve yumurtalarla kutlanan, Al­manya'da Ostern, İngiltere'de Easter yortusuyla, halkımız arasında Hızır ile İlyas Peygamber'in birleştiği düşünülen hıdrellez şenlikleri bu kutsal evlenme töreninin bir uzantısı sayılabilir. Takvimimizde yer alan Temmuz ayının adı da Dumuzi'den gelmektedir.

    SÜMER'DE KUTSAL EVLENME
    AŞK TANRIÇASI İNANNA İLE
    ÇOBAN TANRISI DUMUZİ'NİN
    EVLİLİK ÖYKÜSÜ

    BÎRİNCİ PERDE
    Bir Sümer tapınağının içi. iki tarafta renkli mozaiklerle süslenmiş yuvarlak sütunlar, ikisinin arasında, biraz arkada bir niş içinde Tanrıça İnanna'nın heykeli. Önünde bir sunak bulunuyor. Sütunların ön kısmında, bir tarafta Sıımerli kıyafetleri giymiş kadın ve erkeklerden oluşan koro, diğer ta­rafta arp, lir, flüt ve def çalan çalgıcılar var. Ayrıca birkaç çeşit davul ve davulcu. Koro şarkısını söylerken içeriye kadın kılığına girmiş, boyunlarına renkli eşarplar bağlamış er­kekler, erkek kılığına girmiş kadınlar, başları örtülü ve açık rahibeler, kırmızı giysileri içinde günah çıkaran rahipler, el­lerinde iki yüzlü balta, kılıçlar, mızraklar tutan rahipler (ellerindekileri kaldırıp indirirler), çember taşıyan, renkli iplerle ip atlayan kadınlar ve erkekler yavaş yavaş içeri girer. Onlar girerken davul sesleri gittikçe belirginleşir. Koro:
    Gökte görülen o kutsala selam deriz!
    Göğün kutsal rahibesine selam deriz!
    Göğün yüce hanımı İnanna'ya selam deriz! Ay Tanrısı'nın ilk kızı İnanna'ya selam deriz! Göğün kutsal fahişesine selam deriz! Saygın danışman,
    Göğün süsü,
    Uyku sona erince
    Gün ışığı olursun.

    Sümer halkı önünden geçer
    Sana selam deriz!
    Ayın yedinci gününde,
    Ay hilal olunca
    Kutsal su ile yıkanıp kraliçelik elbisesini giyinince
    Davullar vurulur önünde
    Sümer halkı önünden geçer.
    Göğün yüce hanımına selam deriz!
    Erkek olan kadınlar,
    Kadın olan erkekler,
    Önünden geçer, sana selam deriz!
    Kadın fahişeler,
    Erkek fahişeler önünden geçer, sana selam deriz!
    Sümer halkı önünden geçer, sana selam deriz!
    Tanrıça İnanna, başında boynuzlu başlığı, yarıomuzu çıplak uzun bir elbiseyle içeri girer. Herkes olduğu yerde kalır. İnanna:
    Tanrıların baş tacı İnanna'yım ben
    Babam bana göğü verdi,
    Yeri verdi.
    Krallığı verdi bana,
    Savaşta koşmayı,
    Saldırmayı verdi bana.
    Seli, tayfunu verdi bana.
    Göğü taç yaptı başıma,
    Yeri sandal yaptı ayağıma.
    Kutsal elbiseyi giydirdi üstüme,
    Kutsal asayı verdi elime
    Tanrılar serçe, ben şahinim,
    Enlil Baba'nın yaban ineğiyim ben!

    Koro:
    Ey dağları deviren,
    Fırtına kanatlarını kullan!
    Sen uçarak gelince,
    Ülkeler eğiliyor önünde.
    İnanna:
    Savaşın önünde durursam,
    Ülkenin öncüsüyüm.
    Savaşın dışında durursam,
    Elde hazır okluğum.
    Savaşın ortasında durursam,
    Savaşın kalbi,
    Savaşçıların koluyum.
    Savaşın sonunda,
    Korkunç bir tufanım.
    Savaşı izlerken askerlere;
    İlerle, yaklaş, derim düşmana.
    Koro:
    Yer Tanrılarının mağrur kraliçesi,
    Gök Tanrılarının baş tacı,
    Göğü titretir, yeri titretirsin.
    Yükseklerde çakar,
    Yere ateş atarsın.
    Güney rüzgârı gibi sağırlatıcı emrin
    Islık çalarak dağlara yayılır,
    Uğuldayan fırtınan ile
    Boşaltırsın ülkeye yağmuru.
    Fırtına gibi saldırır,
    Kasırga gibi kudurursun.
    Sahneye İnanna'nın erkek kardeşi Güneş Tanrısı Utu girer ve gayet müşfik bir sesle:

    23
    Utu:
    Sevgili kardeşim İnanna!
    Senin için keten yetiştirdim.
    İnanna:
    Kardeşim, o keteni kim eğirecek?
    Utu:
    Onu eğrilmiş olarak getireceğim.
    İnanna:
    Sonra kim dokuyacak onu bana?
    Utu:
    Kardeşim, onu dokunmuş,
    Gelin çarşafı olarak getireceğim sana!
    İnanna:
    O çarşafta kim yatacak benimle?
    Utu:
    Güveyin yatacak seninle,
    Kutsal tahta yaraşan yatacak seninle,
    Dumuzi, çoban yatacak seninle.
    İnanna:
    Hayır kardeşim!
    Kalbimin adamı çapa ile çalışandır.
    Çiftçi Enkimdu, odur kalbimin adamı!
    Ambarıma tahıl dolduran,
    Tahılı yüksek yığan,
    Çiftçidir kalbimin adamı!

    Utu:
    Kardeşim çobanla evlen!
    Neden istemiyorsun?
    Kaymağa sütü iyidir,
    İnanna evlen Dumuzi ile!
    Bereketin akik gerdanlığı ile süslenen sen
    Neden isteksizsin?
    İnanna:
    Çobanla evlenmeyeceğim, asla!
    Yünü kaba giysileri kabadır onun.
    Çiftçi masam için tahıl,
    Giysilerim için keten yetiştirir.
    Sahneye Tanrı Dumuzi girer. Başında boynuzlu Tanrı başlığı vardır ve Tanrı giysileri içindedir. Dumuzi:
    Niçin çiftçiyi istiyorsun?
    O sana siyah un verirse,
    Ben sana siyah yün veririm,
    O sana beyaz un verirse,
    Ben sana beyaz yün veririm.
    O sana bira verirse,
    Ben sana tatlı süt veririm.
    Çifçinin benden fazla,
    Sorarım sana benden neyi fazla?
    İnanna:
    Haydi sende!
    Annem Ningal olmasaydı,
    Sokaklarda sürtecektin.

    Büyükannem Ninkugua olmasaydı,
    Kırlarda sürtecektin.
    Babam Ay Tanrısı Nanna olmasaydı,
    Kardeşim Utu olmasaydı,
    Tepende bir çatı bile olmayacaktı.
    Dumuzi:
    İnanna! Kavga etme benimle!
    Babam senin baban kadar iyidir.
    Annem senin annen kadar iyidir.
    Kardeşim senin kardeşin kadar iyidir.
    Ne söylersen söyle,
    Aşkımı inkâr etme.
    Sarayın kraliçesi Gel evlenelim seninle!
    Koro:
    Konuştukları sözler,
    Sevgi sözleri oldu.
    Başlayan kavga barışla son buldu.
    Sahne değişir.Dumuzi, kız kardeşi, rüya yorumlayıcı Tanrıça Geştinanna ile beraberdir. Geştinanna:
    Ben dolaşırken, dolaşırken ben,
    Evin yanında dolaşırken ben,
    Sevgili İnanna gördü beni.
    Bana ne söyledi o!
    Ey kardeşim, bana ne söyledi o?
    Benim sevdiğim adamla, seninle konuşmuş.
    Artık hoşlanıyormuş senden.

    Ey kardeşim!
    Evine götürdü beni
    Durmadan gevezelik ettik onunla. Kalbini dökerek açındırdı beni. Onu teselli etmeye çalışırken
    Tir tir titriyordu heyecandan.
    Bunu duyan Dumıızi büyük bir sevinç içinde:
    Dumuzi:
    Gideyim, ey kardeşim gideyim,
    Sevgili kardeşim gideyim ona,
    İçimi bol bol dökeyim ona.
    Sahne değişir. Inanna ile annesi Tanrıça Ningal beraberdir.
    İnanna:
    Anneciğim, çoban Dumuzi aşıkmış bana.
    Gönlüm çiftçide dedim,
    Aşağıladım, kızdım ona.
    Yine de "gel evlenelim" dedi.
    Ondan hoşlanmaya başladım,
    Sen ne dersin buna?
    Ningal:
    Oluşumuzu, koyunu, kuzusu,
    Sütü, peyniri ile besleyen
    Seni bu kadar seven,
    Sana tapan bu adamı reddetme!
    Kızım, bu genç adam baban gibi olacak,
    Bu genç adam annen gibi olacak,
    Her derdini seninle paylaşacak.

    O sırada kapı çalınır, dışarıdan:
    Dumuzi:
    Aç kapıyı sevgilim
    Aç kapıyı bana,
    Ben Dumuzi, geleceğim yanına.
    Ningal:
    Git çabuk, giyin süslen, Tak takıştır, kapıyı aç ona.
    Annesi ile İnanna dışarı çıkarlar.
    Koro:
    Ey şarkıcı! Fırtınadan sesli davul ile
    Tatlı sesli lir ile
    İnsanın ruhunu okşayan arp ile,
    Kalbi neşelendiren şarkıları söyleyelim!
    Şimdi kapıyı açacak İnanna
    Ay ışığı gibi görünecek Dumuzî'ye.
    Biraz, sonra İnanna, beyaz elbiseler giymiş, boynuna la­civert taşlı gerdanlığını takmış, saçının buklelerini alnına, Ya­naklarına dökmüş olarak içeri girer ve kapıyı Dıımuzi'ye açar. Kapı açılır açılmaz Dumuzi hemen İnanna'ya sarılır, büyük bir sevgiyle öper. Dumuzi:
    Sevgilim, seni kölelik için istemiyorum.
    Masan bolluk masası olacak.
    Ey benim gelinim!
    Bana elbise dokumayacaksın.

    Ey İnanna, ip eğirmeyeceksin.
    Evin bolluk içinde olacak.
    Sen ekmek yapmayacaksın.
    Sofran bollukla dolacak,
    Sevgimle neşe bulacak,
    Sevgimle mutlu olacaksın!
    İnanna bıı sözlerden çok mutlu olur. Kendisinin de Du-muzi'ye vereceklerini ve hakkında düşündüklerini sıralıyor. İnanna:
    Sana söyleyeceklerim
    Şarkılar içinde dokunsun.
    Sana söyleyeceklerim
    Kulaktan kulağa aksın,
    Yaslıdan gence geçsin:
    Savaşta öncünüm, kavgada yardımcın,
    Mecliste koruyucun, yolda hayatın.
    Kutsal evin seçilmiş çobanı, seni kral yaptım.
    Başına konacak taca uygunsun,
    Krallık elbisesine uygunsun.
    Asayı ve silahı taşımaya uygunsun.
    Kutsal göğsümde uyumaya uygunsun.
    Ey Dumuzi! Sen gerçekten benim aşkınısın!
    Dumuzi:
    Ey Tanrım!
    Sakinin içkisi tatlı
    İçkisi gibi kendisi tatlı,
    Kendisi gibi dudakları tatlı.
    İnanna:
    Kim benim tarlamı sürecek
    Kim benim nemli toprağımı sürecek?

    Dumuzi:
    Ey yüce hanımım!
    Ey benim şahane İnanna'm!
    Ey benim kutsal mücevherim!
    Ben süreceğim senin tarlanı,
    Kral Dumuzi sürecek tarlanı,
    Ben süreceğim nemli toprağını.
    İnanna:
    Sür tarlamı bal adam!
    Beni tatlılandıran bal adamım.
    Beyim, Tanrıların bal adamı,
    Elleri bal, ayakları bal,
    Beni hep ballandıran adam.
    Bu arada ilk sahnedeki kalabalık halk içeriye girmeye başlar.
    Koro:
    Dumuzi sevgilisini kucakladı,
    Gün ışığı sevgilisini kucakladı.
    Saray bayramda, kral sevinçte,
    Düğün var, tören var ülkede.
    Kalbi neşelendiren şarkılar söyleyelim!
    Ey İnanna! Sen halkın süsü,
    Sümer'in neşesisin.
    Kutsal fahişe, gök ve yerde selamlanan,
    İnanna! Ayın ilk kızı, gecenin hanımı,
    Sana övgü şarkıları söylüyoruz.
    inanna:
    Gözlerimi halkıma çevirdim,
    Dumuzi'yi ülkenin kralı yaptım.
    Dumuzi, Enlil'in sevdiği,

    Annem ona gönül bağladı,
    Babam onu yüceltti,
    Çalgılar onun için çalınsın,
    Ben onun için ağzımdan şarap akıtayım,
    Böylece kalbi neşelensin ve sevinsin!
    Koro:
    Fırtınadan sesli davul ile,
    Sarayın süsü, tatlı sesli lir ile,
    İnsanın ruhunu okşayan arp ile,
    Ey şarkıcı! Kalpleri neşelendiren şarkıyı söyleyelim!
    Saray sevinçli, halk neşeli,
    Ey Dumuzi! Günlerin bereketli, tahtın uzun olsun!
    Sahne değişir, yine tapınağın salonu görünür. Telaşlı gidip gelmeler olur. Tahtadan bir karyola kurulmaya başlanır. Üzerine beyaz çarşaflar örtülür. Etrafa bir şeyler serpiştirilir. Tütsüler yakılır. Bu arada koro devam eder: Koro:
    Halk yatağı düzenlemekte
    Etrafına tütsüler serpmekte.
    Yatağa gelin çarşafı seriliyor,
    Kalbi neşelendiren gelin çarşafı,
    Vücudu tatlılandıran gelin çarşafı,
    İnanna ve Dumuzi için gelin çarşafı.
    Yatak hazırlanır, halk yavaş yavaş çekilir.
    Koro:
    İnanna Dumuzi'yi yatağa çağırıyor,
    Kalbi neşelendiren yatağa,
    Krallık yatağına,
    Kraliçelik yatağına!

    İnanna:
    Güvey kalbimin sevgilisi, senin neşen hoştur bal tatlısı Arslan kalbimin sevgilisi, senin neşen hoştur bal tatlısı. Beni büyüledin, karşında titriyorum, güveyim yatak hazır. Haydi gel yatağa! El ele uyumak iyidir.
    Kalp kalbe uyumak daha tatlıdır.
    Dumuzi:
    Yanımda bulunman yaşam, birlikte olman bolluk, Seninle yatmam ise en büyük mutluluk. Gülerek İnanna'yı kucaklayıp yatağa götürürken perde kapanır.

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/8/2005 - böcekler
  • tüm böcekler 6 bacaklıdır. örneğin örümcekler 8 bacaklıdır ve böcek değildirler. Yengeçlerde 8 bacaklıdır (6 bacak 2 kıskaç) ve örümcek ailesindedirler.

     

    bir insan başına 200 milyon böcek düşer.

     

    hergün 5 yeni böcek türü keşfedilir

     

    ortak fiziksel özelliklerine göre sınıflandırılırlar

     

    bilimadamları, tüm dünyada ortak olarak kullanılan, iki kelimeden oluşan, latince isimler vermişlerdir böceklere.

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/7/2005 - okyanusa atılmış bir şişe içindeki mektup bu .... belkide sen bulacaksın
  • merhaba ! bugün 3 temmuz 2005 ve ilk yazım bu sana . hissettiklerimi , yaşadıklarımı , kaybettiklerimi , aşklarımı , bana dair ne varsa sana anlatmayı istiyorum. herşeyi öğrenmek isteyen , meraklı biri olmam sebebiyle de öğrenipde ilgimi çeken ama bir tarafa yazmadığım için unuttuğum, değer verdiğim bilgileri, ilginç ayrıntıları da bu yapı içerisinde , fırsat bilip kullanacağım, herkese de paylaştıracağım. umarım senin gibi  tüm bu günlügü okuyanlarda bundan keyif alırlar ve işlerine yarar. bunu istesemde pek de umurumda değil aslında. herşeyde olduğu gibi kendimizi tatmin işin gerçeği .

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    bilim,siyaset,tarih,edebiyat,mimari,fotoğraf,sinema,ekonomi gibi konularda bilgi paylaşımı.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Arkadaşlarım

  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa